İnsanlığın insanlığı unuttuğu zaman dilimine denk geldi ömrümüz. Sorsanız memnunmusunuz bu devirde yaşamaktan? diye. Hiç çekinmeden hemde çok memnunum derim.
Yaşamdan maksat “iz” bırakmaktır. İnsanı, insan yapan değerleri bu gün dört gözle arar arar olduk. “İz”lerin karıştığı, çoğunluğun özünden koptuğu bu dünya hayatında.
Eğer insan yaşarken hayata anlam kattığında, insanlara yol gösteren bilge bir kişilik kazanır. Şimdi artık tek bir “iz” var görünürde. Herkes o “iz”in peşinde. Siz buna dünyalık, ben buna nefis derim. Bi başkası başka der. Hepsini toplasak hepsinin yolu, yönü, hedefi batıla çıkar.
Hakk’ın “iz”ini yürümek çok zor geliyor. Oysaki ; “O” idi. “Hakk” idi. İşte bu doğrultuda yaşadığında insan çöplüğün içinde ki çiçek gibi haykırır iyiliği, güzelliği. Ondan dolayı diyorum. Bu zamanda “iz” bırakmak çok güzel ve özel. İnsanın adını hem tarih altın harflerle yazar, geçirir kayıtlara. Ya Allah. Dostlar. Varın burasını siz düşünün.
Hayat o kadar zor ki; bu çağda insanların okuryazarlarının çok olduğu yanlız anlayışın olmadığı, aklın olupta fikrin olmadığı bir dönem karşıladı bizleri. Benliğin öne çıktığı, bizliğin unutulduğu.
Kendini düşünmekten, başkasını komşunu unutan kimliksizlerin arasında yaşar olduk.
Büyüklerin unutulduğu, küçüklere gerçek önderlik, liderlik yapmaktan insanların kaçındığı zaman dilimine denk geldi yaşantımız. İnsanın öz evladını bir kenara ittiği bir hayatı yaşıyoruz.
Aile ortamın çöktüğü, ahlaksızlığın dibi gördüğü, yuvaların bir hiç uğruna yıkıldığı, evlatların ebeveynlerini düşman gördüğü zaman diliminde yaşamak ne kadarda zor. Bu zamanlar insanlığın unutulduğu zaman dilimleri.
Annenin çocuklarına bir hayvan kadar merhamet göstermediği, babanın ise hafif bir hatada katledildiği yada mahkeme mahkeme süründüğü zaman dilimleri bizlere çok büyük sorumluluk yüklüyor.
Çalışmak gerek Durmadan. Yolunu kaybeden insanlığa yolunu göstermek için. Aklımız ve benliğimizin açık olması gerekir. Dünyaya tesbihin deliğinden değilde, kur’an-ın gözüyle bakmamız gerekir. İşte o zaman olumlu sonuçlar alırız.
Hepimiz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek zorundayız. İşte o zaman farkı göreceğiz ve anlayacağız.
Öyle ise;
Öğrenmeye açık birini düzelttiğinde, sadece bir hatayı göstermiş olmazsın… bir kapı açarsın. O kişi düşünür, yönünü düzeltir ve büyür. İlk anda rahatsız olsa bile, içinde bunu kabul eden bir taraf vardır. Çünkü bilir ki, o düzeltmenin arkasında yıkmak değil, geliştirmek vardır. Bilge insan eleştiriyi saldırı olarak değil, gelişim fırsatı olarak görür. Ama duymak istemeyeni düzelttiğinde tablo değişir. Orada düşünme yoktur, savunma vardır. Açıklık yoktur, incinmiş bir ego vardır. Sözler rehberlik olarak değil, saldırı olarak algılanır. Ve yardım olabilecek bir şey, bir anda çatışmaya dönüşür.
Sorun sözde değil… onu karşılayan zihindedir. Bazı insanlar büyümeye hazırdır, bazıları ise kendi inançlarının içinde sıkışmıştır. Sözünü nereye verdiğini bilmek de bir bilgeliktir. Her doğru, herkesi dönüştürmez… Ama kimin değişime hazır olduğunu net şekilde gösterir. Ve çoğu zaman bunun altında sessiz bir çekirdek inanç yatar:
“Eleştirilirsem değersizim.” Bu inanç varsa, kişi duymaz… sadece savunur.
Ama içten içe “gelişebilirim” inancı varsa, aynı söz onu büyütür. Bazen susmak, bin kelimeden daha değerlidir. Gerçek olmadığı için değil… Zamanı ve kişiyi doğru okuyabildiğin için. Her tartışma yükseltmez, her konuşma inşa etmez. Bunu fark etmek, gereksiz yorgunluğu önler. Çünkü büyümek isteyen dinler, süzer ve gelişir. Egosuna tutunan ise reddeder, kapanır ve uzaklaşır. Sonucu belirleyen şey eleştiri değil… Onu karşılayan bakış açısıdır.
İşte tam bu noktada yollar ayrılır:
Biri gelişime gider…
Diğeri sürekli çatışmaya.
Bu zamanda çalışmanın kıymetini bilenlere, aşkla çalışanlara, bilge kişilere selam olsun.






