Bayramoğlu'nun geçmiş güzelliklerine özlem duyan bir insanın duygularının yanısıra bugün o güzelliklere tekrar kavuşma yolunda büyük adımlar atan bir gelişme yazısıdır bu...İşte o yazıHerhalde altı yaşlarında vardım. Annemlerin en yakın arkadaşlarının yazlık evlerine gitmiştik. Bugün gibi hatırlarım, çevredeki çeşitli çiçekler ve denizin güzelliği dikkatimi çekmişti.Kısa bir süre sonra burada biz de bir ev kiraladık. Birkaç yıl sonra da ev aldık. Ve çocukluğumun/genç kızlığımın yazlarının geçeceği yer belli olmuştu bile: Bayramoğlu!
Bayramoğlu’nu aranızda hiç duymamış olanlar olabilir. Bayramoğlu konum itibariyle Darıca’ya bağlı, yarımada şeklinde bir mahalledir. Eski haritalardaki adı Üç Burunlar Yarımadası’dır. Öğrendiğime göre 1950’lerde bu yarımadayı Necmettin Bayramoğlu isimli bir zat ve ailesi satın almıştır, ismi de buradan gelmektedir.Bayramoğlu, İstanbul’a sadece 40 km uzaklıktadır. Haziran-Ekim ayları arasında Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin önünden otobüsler kalkar ve yarım saat, bilemediniz 40 dakika içinde Bayramoğlu adasına gelirsiniz.Arabayla TEM yolundan giderseniz, Eskihisar sapağından sapmanız ve dümdüz gelmeniz gerekir. E5’ten giderseniz, Bayramoğlu sapağını görebilirsiniz. Sahilden de açılan yollar sayesinde Tuzla’ya kadar sahil yolundan gidip, E5’e çıkıp gene Bayramoğlu sapağından saparak gelebilirsiniz.Yanlış bilmiyorsam Bayramoğlu, Darıca’ya ya da Gebze’ye bağlı olarak yönetilmiyor, burası özel idareyle yönetiliyor. Türkiye’de bu şekilde bir de Datça’da bir yer varmış.Bayramoğlu, karşısına Yalova ve Çınarcık’ı almış konumdadır.
Adaya gelmeden sağ tarafta Basın İlan Kurumu Tatil Köyünü, hemen adanın girişinde ise sağda Kastelli sitelerini görebilirsiniz. Girer girmez sola saparsanız Yapı Kredi Bankası Eğitim ve Dinlenme Tesislerine rastlarsınız. Biraz ileride de Garanti Bankası Spor ve Dinlenme Tesisleri bulunmaktadır.Bizim evimiz Mehtap Koyu’na yakın. Söylenene göre denize dökülen yedi kaynak suyu olduğu için Mehtap Koyu çok temizmiş. Gerçekten de, İstanbul’a bu kadar yakın bir yer olup, Marmara denizinde tertemiz bir suya girebileceğiniz, eşsiz bir yerdir burası.
Bayramoğlu girişinden dümdüz ilerlediğinizde, plajın da yer aldığı, adanın merkezine kadar gelirsiniz. Tüm kalabalık buralarda toplanır, etrafta çay bahçeleri, bakkallar, plaj, meşhurRoma Dondurmacıları, lokantalar vardır. Gençler bol bol bisiklete ve scooter’lara binerler. Plajın içinde voleybol sahası vardır, burada da spor yapan gençleri görmeniz mümkün.
Doğruyu söylemek gerekirse ben pek sporcu bir tip değildim, hala da değilim ya... Bayramoğlu’ndaki arkadaşlarımı da kendim gibi seçmiş olmalıyım ki, yazları neredeyse öğlene kadar uyur, öğlen buluşur, plaja gider, bir şeyler yerken okey oynar, denize girer, okey oynar, okey oynar, okey oynardık. Adanın dar sokaklarından birinde bir tenis kortu da vardı, bizden daha sportmen bir arkadaşımız orada tenis oynarken bazen onu izlerdik, bir de gene adaya girer girmez sağda bir futbol sahası var, erkek arkadaşlarımız maç yaparken onları izlemek ve tezahürat etmek en büyük zevkimizdi. Ah bir de anlatmadan edemem, adada şu anda Şok market olan yer eskiden idare binasıydı ve bu idare binasının üst katında pin pon ve bilardo oynayabileceğiniz bir yer vardı. Orada pin pon oynamak en büyük keyiflerimizden biriydi. Çocukluk işte, deniz güneş kum varken, idarenin o kapalı mekanına girip pinpon oynamak, her şeyden daha zevkliydi… Cumartesi akşamları ise ailemizden izin alabilirsek Yelkenkaya’ya, Palmiye’nin diskosuna gitmek, bir olaydı resmen. İzin alamazsak da akşamları, Roma Dondurmacısı’nda/plajda/sokaklarda kaldırımlarda oturur, dondurma yer, çekirdek çitlerdik. Akşam Roma’da olmak bile bir olaydı o zaman için. Gençlik, çocukluk, her şeyin gözde büyütülmesi, yasaklar… Ah, ah…
Plajda yaz akşamları eski filmler oynatılıyor birkaç senedir. Bizim gençlik zamanımızda yoktu bu, o yüzden biraz imreniyorum aslında, adadaki bu tip gelişmelere :)Bayramoğlu’nun en sevdiğim yanı, dar küçük, birbirine benzeyen, isimleri genelde meyve ve doğa isimleri olan sokaklarıdır. O sokaklar çocukluğumu yansıtır, bana çocukluğumu anlatır. Anılar benim için hiç kaybolmaz o sokaklardan. Cadde ve sokakların iki yanından gökyüzüne doğru yüklselirken ortada buluşarak gölge yapan o güzel ağaçlar, sonbaharda düşen yapraklar, evet Bayramoğlu’na en çok sonbahar yakışır. Bir yazlık belde olmasına rağmen benim için sonbaharın güzelidir o. Benim için çok özeldir o. Çocukluğum, genç kızlığım, ilk yere düşüp dizimi kanatışım, ilk aşık oluşum, ilk denize girişim, ilkler, ilkler…
İstanbul’a bu kadar yakın ve bu denli değişik bir yeri görmek istiyorsanız, hiç durmayın, günübirlik de olsa gidin, gezin, gelin. Pişman olmayacaksınız.
Bayramoğlu’nu aranızda hiç duymamış olanlar olabilir. Bayramoğlu konum itibariyle Darıca’ya bağlı, yarımada şeklinde bir mahalledir. Eski haritalardaki adı Üç Burunlar Yarımadası’dır. Öğrendiğime göre 1950’lerde bu yarımadayı Necmettin Bayramoğlu isimli bir zat ve ailesi satın almıştır, ismi de buradan gelmektedir.Bayramoğlu, İstanbul’a sadece 40 km uzaklıktadır. Haziran-Ekim ayları arasında Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin önünden otobüsler kalkar ve yarım saat, bilemediniz 40 dakika içinde Bayramoğlu adasına gelirsiniz.Arabayla TEM yolundan giderseniz, Eskihisar sapağından sapmanız ve dümdüz gelmeniz gerekir. E5’ten giderseniz, Bayramoğlu sapağını görebilirsiniz. Sahilden de açılan yollar sayesinde Tuzla’ya kadar sahil yolundan gidip, E5’e çıkıp gene Bayramoğlu sapağından saparak gelebilirsiniz.Yanlış bilmiyorsam Bayramoğlu, Darıca’ya ya da Gebze’ye bağlı olarak yönetilmiyor, burası özel idareyle yönetiliyor. Türkiye’de bu şekilde bir de Datça’da bir yer varmış.Bayramoğlu, karşısına Yalova ve Çınarcık’ı almış konumdadır.
Adaya gelmeden sağ tarafta Basın İlan Kurumu Tatil Köyünü, hemen adanın girişinde ise sağda Kastelli sitelerini görebilirsiniz. Girer girmez sola saparsanız Yapı Kredi Bankası Eğitim ve Dinlenme Tesislerine rastlarsınız. Biraz ileride de Garanti Bankası Spor ve Dinlenme Tesisleri bulunmaktadır.Bizim evimiz Mehtap Koyu’na yakın. Söylenene göre denize dökülen yedi kaynak suyu olduğu için Mehtap Koyu çok temizmiş. Gerçekten de, İstanbul’a bu kadar yakın bir yer olup, Marmara denizinde tertemiz bir suya girebileceğiniz, eşsiz bir yerdir burası.
Bayramoğlu girişinden dümdüz ilerlediğinizde, plajın da yer aldığı, adanın merkezine kadar gelirsiniz. Tüm kalabalık buralarda toplanır, etrafta çay bahçeleri, bakkallar, plaj, meşhurRoma Dondurmacıları, lokantalar vardır. Gençler bol bol bisiklete ve scooter’lara binerler. Plajın içinde voleybol sahası vardır, burada da spor yapan gençleri görmeniz mümkün.
Doğruyu söylemek gerekirse ben pek sporcu bir tip değildim, hala da değilim ya... Bayramoğlu’ndaki arkadaşlarımı da kendim gibi seçmiş olmalıyım ki, yazları neredeyse öğlene kadar uyur, öğlen buluşur, plaja gider, bir şeyler yerken okey oynar, denize girer, okey oynar, okey oynar, okey oynardık. Adanın dar sokaklarından birinde bir tenis kortu da vardı, bizden daha sportmen bir arkadaşımız orada tenis oynarken bazen onu izlerdik, bir de gene adaya girer girmez sağda bir futbol sahası var, erkek arkadaşlarımız maç yaparken onları izlemek ve tezahürat etmek en büyük zevkimizdi. Ah bir de anlatmadan edemem, adada şu anda Şok market olan yer eskiden idare binasıydı ve bu idare binasının üst katında pin pon ve bilardo oynayabileceğiniz bir yer vardı. Orada pin pon oynamak en büyük keyiflerimizden biriydi. Çocukluk işte, deniz güneş kum varken, idarenin o kapalı mekanına girip pinpon oynamak, her şeyden daha zevkliydi… Cumartesi akşamları ise ailemizden izin alabilirsek Yelkenkaya’ya, Palmiye’nin diskosuna gitmek, bir olaydı resmen. İzin alamazsak da akşamları, Roma Dondurmacısı’nda/plajda/sokaklarda kaldırımlarda oturur, dondurma yer, çekirdek çitlerdik. Akşam Roma’da olmak bile bir olaydı o zaman için. Gençlik, çocukluk, her şeyin gözde büyütülmesi, yasaklar… Ah, ah…
Plajda yaz akşamları eski filmler oynatılıyor birkaç senedir. Bizim gençlik zamanımızda yoktu bu, o yüzden biraz imreniyorum aslında, adadaki bu tip gelişmelere :)Bayramoğlu’nun en sevdiğim yanı, dar küçük, birbirine benzeyen, isimleri genelde meyve ve doğa isimleri olan sokaklarıdır. O sokaklar çocukluğumu yansıtır, bana çocukluğumu anlatır. Anılar benim için hiç kaybolmaz o sokaklardan. Cadde ve sokakların iki yanından gökyüzüne doğru yüklselirken ortada buluşarak gölge yapan o güzel ağaçlar, sonbaharda düşen yapraklar, evet Bayramoğlu’na en çok sonbahar yakışır. Bir yazlık belde olmasına rağmen benim için sonbaharın güzelidir o. Benim için çok özeldir o. Çocukluğum, genç kızlığım, ilk yere düşüp dizimi kanatışım, ilk aşık oluşum, ilk denize girişim, ilkler, ilkler…
İstanbul’a bu kadar yakın ve bu denli değişik bir yeri görmek istiyorsanız, hiç durmayın, günübirlik de olsa gidin, gezin, gelin. Pişman olmayacaksınız.









