Bu tür uygulamaların ilk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görüldüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, asıl meselenin çok daha derin olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi, “İlk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görünen bu uygulamalar, daha yakından incelendiğinde çağdaş toplumların en kırılgan meselelerinden birine işaret etmektedir; yalnızlığın kurumsallaşması ve dijital teknolojiler aracılığıyla yönetilebilir bir toplumsal olguya dönüşmesi.”
TOPLUMSAL ALARM NİTELİĞİ TAŞIYOR!
Bu durumun basit bir teknolojik kolaylık olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şöyle sürdürdü, “Bu durum, teknolojik bir kolaylıktan ziyade, bireyin varlığının artık kendiliğinden fark edilmediği; toplumsal ilişkilerin bu işlevi yerine getirecek güçten giderek yoksunlaştığına işaret eden bir toplumsal alarm niteliği taşımaktadır.” Uygulamaların ima ettiği temel gerçeğin altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Çünkü bu uygulamalar şunu ima eder; toplumsal ilişkiler, bireyin varlığını kendiliğinden fark edecek kadar güçlü değildir.” dedi.
TARTIŞMALARIN MERKEZİNE TAŞIDI
Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead? / Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının ortaya çıkışının, yalnız yaşam olgusunu yeniden sosyolojik tartışmaların merkezine taşıdığını belirterek, bu kavramın akademik literatürde ele alınışının romantize edilmiş bireysel tercihlerden değil, derin ve travmatik toplumsal kırılma deneyimlerinden beslendiğine dikkat çekti. Bu noktada sosyolog Eric Klinenberg’in çalışmalarına işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Eric Klinenberg, ‘Going Solo’ adlı çalışmasında geliştirdiği ‘solo yaşam’ kavramsallaştırmasını, doğrudan 1995 Chicago sıcak hava dalgası sonrasında yürüttüğü saha araştırmalarına dayandırmaktadır. Bu felaket sırasında özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin günlerce fark edilmeden evlerinde hayatlarını kaybetmiş olmaları, solo yaşamın yalnızca bir yaşam tarzı değil; ölümcül sonuçlar üretebilen yapısal bir kırılganlık alanı olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.” diye konuştu.
REFLEKSİN YERİNİ ALGORİTMİK REFLEKS ALIYOR
Solo yaşamın, modern toplumlarda yaş, sınıf, sosyal sermaye ve kırılganlık eksenlerinde derinleşen eşitsizlikleri yansıtan karmaşık bir toplumsal form olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, dijital teyit uygulamalarının tam da bu kırılgan zeminde ortaya çıktığını ifade etti. Are You Dead? türü uygulamaların, geleneksel sosyal ağların işlevini büyük ölçüde yitirdiği bir dünyada “gecikmiş fark edilme” riskini dijital bir protokole dönüştürdüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Birey hayatta olduğunu bildirmezse, sistem bunu bir istisna olarak algılar ve müdahale mekanizmasını devreye sokar. Böylece toplumsal refleksin yerini algoritmik refleks alır.” ifadesinde bulundu.
VİRAL HÂLE GELMESİ TESADÜF DEĞİL
Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının kısa sürede viral hâle gelmesinin tesadüf olmadığını dile getirerek, bu durumun modern bireyin derin bir ontolojik güvensizlik yaşadığını ortaya koyduğunu söyledi.
Günümüz insanının yalnızca fiziksel olarak değil, varoluşsal düzeyde de kendini güvencesiz hissettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu tür uygulamaların kısa sürede viral hâle gelmesi tesadüf değildir. Günümüz bireyi, yalnızca fiziksel olarak değil, ontolojik düzeyde de güvencesizdir; yani var olduğundan, fark edildiğinden ve bir başkasıyla anlamlı bir bağ içinde bulunduğundan emin olmak istemektedir.” dedi.
Modern toplumlarda güven duygusunun giderek yüz yüze ilişkilerden değil, dijital sinyaller ve doğrulama mekanizmalarından beslendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Are You Dead Yet, yalnızlığı ortadan kaldırmayı değil; onu yönetilebilir kılmayı hedefler. Bu yönüyle uygulama, yalnızlığın çözümü değil, onunla baş etme teknolojisidir.” diye konuştu.
YALNIZLIK ARTIK GİZLENMİYOR!
Dünyadaki benzer örneklere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Benzer örnekler Japonya’da yalnız yaşlılara yönelik sensörlü ev sistemlerinde, Güney Kore’de tek kişilik hanelere odaklanan dijital bakım uygulamalarında ve ABD’de acil durum teyit yazılımlarında görülmektedir. Özellikle Japonya’da pandemi dönemindeki uzun karantinalar sırasında, evlerinde yalnız yaşayan yaşlı bireyler arasında intihar vakalarının artması, yalnızlığın kamusal bir kriz olarak ele alınmasına yol açmış; bu süreç Yalnızlık Bakanlığı’nın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Benzer şekilde İngiltere’de de yalnızlığın halk sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle ‘Yalnızlık Bakanlığı’ oluşturulmuş, yalnızlık artık bireysel bir sorun değil, devlet politikası düzeyinde ele alınan yapısal bir mesele hâline gelmiştir. Bu örneklerin ortak noktası açıktır: Toplumsal bağların yerini, dijital izleme ve doğrulama mekanizmaları almaktadır. Yalnızlık artık gizlenen değil; ölçülen, izlenen ve yönetişim alanına dâhil edilen bir toplumsal olguya dönüşmektedir.” dedi.
YALNIZLIK MESELESİ YENİ BİR BOYUT KAZANDI
Türkiye’de yalnızlık meselesinin, hızlanan kentleşme, çekirdek ailenin çözülmesi ve dijital iletişim pratiklerinin yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazandığını anlatan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu çerçevede Üsküdar Üniversitesi, yalnızlığı her yıl farklı sosyal gruplar ve toplumsal kategoriler bağlamında ele alan uluslararası sempozyumlar ve ulusal ölçekli araştırmalar yoluyla bu alanda önemli bir akademik birikim üretmektedir. Gençlik ve yalnızlık ile yaşlılık ve yalnızlık üzerine yapılan son araştırmalar, yalnızlığın kuşaklar arası farklı biçimlerde deneyimlendiğini; ancak her iki grupta da ortak olarak görünürlük, aidiyet ve sosyal destek eksikliği ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.” diye konuştu.









