Akşamdan sonra sabahın,
karanlıktan sonra aydınlığın,
kederden sonra neşenin
bir anlamı olmalı.
karanlıktan sonra aydınlığın,
kederden sonra neşenin
bir anlamı olmalı.
Bu dünya, bu kadar acıyı boşuna yaşamamalı.
Oysa dünyamız uzun zamandır büyük sıkıntılar görüyor. Savaşlar, zulümler, yıkımlar… Biz görüyoruz, biliyoruz, izliyoruz ama sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyoruz.
Çocukluğumuzda Bosna-Hersek savaşı vardı. Avrupa’nın ortasında insanlar katledildi, dünya seyretti. Ardından Irak işgali geldi. Ebu Gureyb Cezaevi’nde insanlık onuru ayaklar altına alındı. Sonra Filistin… Gazze… Suriye…
Zulüm sadece karaya değil, denizlere de bulaştı. Kıyılara vuran çocuk bedenleri, sessiz tanıklar gibi dalgaların arasından bize baktı. Denizler bile bu utancı taşıdı.
Ve depremler…
1999’da sarsıldık ama ders alamadık.
6 Şubat 2023’te Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da binlerce canımızı toprağa verdik. Acı büyüktü ama değişim yine küçük kaldı.
1999’da sarsıldık ama ders alamadık.
6 Şubat 2023’te Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da binlerce canımızı toprağa verdik. Acı büyüktü ama değişim yine küçük kaldı.
Oysa bütün bunlar insanlığa bir yön göstermeliydi.
Bir uyanışa vesile olmalıydı.
Ama olmadı.
Bir uyanışa vesile olmalıydı.
Ama olmadı.
Herkes dünyalığın peşinde. İnsanlık, kalabalıkların içinde yalnız. Yine de umudu diri tutan bir gerçek var: Bir avuç insan hâlâ ayakta. Sessiz, gösterişsiz ama sağlam bir duruşla…
O insanlar şunu bilir:
Güçlerini Rabbinden alanlar, yıkıldıkları yerden yeniden doğrulacak bir sebep bulur. İnsanların sustuğu yerde Allah konuşur. Kapılar kapandığında O’nun kapısı açıktır. Ve hiçbir zorluk, O’nun izin verdiğinden fazla yormaz.
Güçlerini Rabbinden alanlar, yıkıldıkları yerden yeniden doğrulacak bir sebep bulur. İnsanların sustuğu yerde Allah konuşur. Kapılar kapandığında O’nun kapısı açıktır. Ve hiçbir zorluk, O’nun izin verdiğinden fazla yormaz.
Bu noktada İmam Ahmed bin Hanbel’in ibretlik bir sözünü hatırlamak gerekir.
Kendisine, kalabalık bir camide namaz kılanların sayısı sorulduğunda şu cevabı verir:
“Hiç kimse.”
“Hiç kimse.”
Şaşkınlıkla “Kör müsün?” diye soranlara ise şu ölçüyü koyar:
Kör olan; kıbleye dönüp yetime sırtını dönendir.
Kör olan; secde edip kibirlenen kimsedir.
Kör olan; namaz kılıp ticarette hile yapandır.
Kör olan; ibadeti var ama ahlakı olmayan kimsedir.
Kör olan; secde edip kibirlenen kimsedir.
Kör olan; namaz kılıp ticarette hile yapandır.
Kör olan; ibadeti var ama ahlakı olmayan kimsedir.
Çünkü körlük gözlerde değil, kalplerdedir.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla söz değil; daha fazla vicdan. Daha fazla gösteriş değil; daha fazla sorumluluk. İbadeti hayatına, inancı ahlakına taşıyan bir duruş…
Bu dünya böyle anlamsız geçmemeli.
Ve insanlık, kalabalıklar içinde kaybolmamalı.
Kaybolmamak dileğiyle
Esen kalın güzel insanlar.
Ve insanlık, kalabalıklar içinde kaybolmamalı.
Kaybolmamak dileğiyle
Esen kalın güzel insanlar.






