Dostlar öyle bir çağda, öyle bir zaman dilimindede yaşıyoruz ki; diplomalı sözüm ona insanlıktan nasibini almayan, nasibini unutmuş, cahilliğin dibini sıyıran sözde insanlarla sözde aydınlarla yaşıyoruz.
Doğru dürüst bir tarafımız kalmamış. Cahiliyyetin cahilliği içerisinde kıvranıp duruyoruz. Bu günkü yazımda aklımdan geçenleri, gece uykumu kaçıran bir kaç noktaya değinmek istiyorum.
Geçenlerde bir arkadaşımı evinde ziyarete gittiğimde gözlerim açık olan televizyona ilişti.
Başkası ile evli ama kaçıp birlikte yaşadığı adama "kocam" derken başörtüsünü düzeltmeyi ihmal etmeyen kadını gördüm ekranda. Kanım dondu. Yaptığı ahlaksızlığı utanmadan sıkılmadan anlatırken elini başındaki örtünün az bir yeri açıldı diye elleri başına gidiyor açılan noktayı kapatmaya çalışıyor istem dışı bir hareketle.
Aynı zamanda başkasına "kocam" diyen karısına ağlayarak "n'olur geri dön" diye yalvaran erkek tipi gördüm. Ve izleyen sadece izliyor, Cahilce. Ve bu proğramlar reytingler kırıyormuş.
Oysa akıllı insanlar zaten böyle proğramlar ile işi olmaz ama baksa bile izlerken saç baş yolar insan gördüğü bu oksimoron karşısında.
"n'olur dön ben sensiz yaşayamam." diyor adam. Kadın da o ayaklarına kapanırken nazlanıyor, gitse mi gitmese mi karar veremiyor. Bizler de çaylarımızı tazeleyerek bu rezillik izliyoruz.
insanlığın ar damarı çatlamış değil, belki de böyle bir damar kalmamış. Yada büsbütün ameliyatla alınmış sanki.
“Utanmak”; eskilerin lügatında kalmış köhne bir kelime, bir 'beceriksizlik' nişanesi artık.
Erkeğin, o kadim 'rical' duruşunu, haysiyetini ayaklar altına alıp merhamet dilenmesi; aynı zamanda kadının iffetini bir pazarlık kozu, bir güç gösterisi gibi masaya sürmesi…
Yeminle söylüyorum ki izlediğimiz şey başkasının günahı değil, kendi kıyametimizdir.
Allah'tan korkmanın yerini, kula yaranmanın; hayânın yerini, ekranda altında ifşa olmanın aldığı bir cinnet çağı bu.
bizler hayamızı nerede unuttuk, hangi vestiyere bıraktık da bu cümbüşe iştirak ediyoruz? Utanmak, insan olmanın asgari şartıydı; şimdi ise 'cesaret' kılıfına sokulmuş bir arsızlık olmuş benim ülkemde ve bu ahlaksızlık aynı zamanda prim yapıyor.
O ekrandaki rezillik, bizim 'merak' dediğimiz o süfli iştahımızdan, o bastırılmış röntgenciliğimizden besleniyor. Biz talep etmesek hangi arz bu kadar cüretkâr, bu kadar pervasız olabilir? Hangi yapımcı, hangi kanal; bizim o doymak bilmez 'seyir' açlığımız olmasa, bu rezillikleri panayır malı gibi pazara çıkarmaya cesaret edebilir?
Başkasının mahremiyetini deşifre eden o ışıklar, bizden aldığı icazetle yanıyor. İzlenme rekorları kırıyormuş.
Ben, sen, o, bizler ve sizler talep etmesek, sen o sirkin sadık müşterisi olmasak hangi yüzsüzlük kendine sahne bulabilir bu aziz vatanımda?
Her insan yapmadığı tüm iyilikler için suçludur demiş bir yazısında voltaria. Bırakın konuşmadığı iyiliği yaptığı rezillikleri dünya izliyorda yüzleri kızarmıyor insanların.
Demem o ki; dostum iyi günlerde değiliz. Bu kötü günlerden kurtulmakta konuşmakla yazmakla olmuyor. Kendine iyi değil aleme iyi nesiller yetiştirmek lazım. İlhamını mefkuresini islamdan alıp yeniden o izzetli dönemleri yakalamamız lazım. Neden mi artık birey olarak,
aile olarak,
sokak olarak,
mahalle olarak,
Ucuza sattığımız hayatı çok pahalıya ödüyoruz.
Öze dönmek dileğiyle
Esen kalın güzel insanlar.






