Yıllar önce bir hikâye okumuştum, kıymetli okurlarım. Bu hikâye benim hayatıma yön vermişti. Belki size de faydalı olur diye bu haftaki yazıma bu hikâyeyle başlamak istiyorum.
Bir gün bir adam çölde kaybolur.
Yanına aldığı azıcık yiyecek ve su çoktan tükenmiştir. İki gündür bir damla su bile bulamadan umutsuzca dolaşmaktadır.
Biliyordur ki, çok yakında su bulamazsa, birkaç saat içinde hayatı sona erecektir.
Ama içinde hâlâ küçük bir umut kıvılcımı yanmaktadır. Bu yüzden aramaya devam eder. Vazgeçmez.
“Belki bir yerde su bulabilirim,” diye düşünürken…
Bir anda uzakta bir kulübe görür.
Önce bunun bir serap olduğuna inanır. Zaten daha önce de çöl gözünü aldatmıştır.
Ama bu kez inanmaktan başka seçeneği yoktur. Bu onun son şansıdır.
Kalan son gücünü toplayarak kulübeye doğru yürür. Yaklaştıkça umudu büyür.
Ve nihayet… kulübe gerçekten oradadır.
Fakat yaklaştığında görür ki, burası yıllar önce terk edilmiştir.
Yine de içeri girer. “Belki biraz su bulabilirim,” diyerek.
İçeride bir el pompası görür.
İçini yepyeni bir enerji kaplar. Koşarak pompanın başına gider ve pompalamaya başlar.
Ama hiçbir şey çıkmaz. Pompa kupkurudur, uzun zamandır kullanılmadığı bellidir.
Yıkılır. Yere yığılır.
“Bu sondu,” diye düşünürken…
Tavana asılmış bir şişe fark eder. Zorlukla uzanır ve şişeyi alır.
Tam içecekken, üzerinde bir not olduğunu fark eder:
“Bu suyu pompayı çalıştırmak için kullan.
Ve lütfen… sonra şişeyi tekrar doldur — senden sonra gelecek yolcu için.”
Adam bir anda derin bir tereddüt yaşar.
Bu suyu içip canını mı kurtarmalıdır?
Yoksa bütün umudunu pompanın çalışacağına bağlayıp suyu içine mi dökmelidir?
Aklından bin bir düşünce geçer:
Ya pompa işe yaramazsa?
Ya yeraltı suyu bitmişse?
Ya bu not doğru değilse?..
Ama ya gerçekten çalışırsa?
Ya bolca su akarsa?..
Uzun uzun düşünür.
Ve sonunda… notta yazana güvenmeye karar verir.
Titreyen elleriyle suyu pompanın içine döker.
Pompalamaya başlar.
Tek gücü, içindeki umuttur.
Ve birkaç denemeden sonra…
Su fışkırır!
Soğuk, temiz, bolca su…
Doyasıya içer. Bedeni canlanır, zihni açılır, yüreği yeniden yaşamla dolar.
Sonra notta yazdığı gibi, şişeyi tekrar doldurur ve tavana asar.
Tam çıkmak üzereyken, başka bir şişe fark eder — cam bir şişe.
İçinde bir kalem ve bir harita vardır.
Harita, çölden çıkışı göstermektedir.
Yolu ezberler. Haritayı yerine koyar. Mataralarını doldurur.
Tam kapıdan çıkarken bir an durur. Geri döner. Kalemi alır.
Ve notun altına şunu yazar:
“İnan bana… bu pompa çalışıyor.”
Evet, bu hikâye aslında gerçek hayattan bahsediyor.
Hayatımızın merkezine kitabımızı —Kur’an-ı Kerim’i— koyduğumuzda, yaşam bir anlam bulur.
Nasıl ki susuz yaşanmaz; susuz insan ölür…
Kur’ansız da yaşanmaz. Kur’an’sız yaşayan insan, yaşadığını zanneden ama aslında ruhen ölmüş bir insandır.
Kur’an, hayatın suyudur.
İnsanı diriltir, yön verir, huzur verir.
Kur’an insanın yaşama nedenidir.
Kur’an’da anlatılan peygamberlerin hayatı, bizden önce suya ulaşmış, yaşamı anlamış ve bu anlamı yaşamına geçirmiş örnek insanlardır.
Onları takip edenlerin hayatı da anlam kazanmış, onlar da örnek olmuşlardır.
Bizim de, bizden sonra gelecek nesillere yön gösterebilmemiz için Kur’an’a, Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman hedefimize varmış oluruz. Evlatlarımızada bu yönde bir çığır açmış oluruz.
Sadece biz mi kurtulacağız?
Tabii ki hayır.
Tıpkı hikâyedeki adam gibi, biz de şişeyi doldurmalı, notu bırakmalı ve şu mesajı eklemeliyiz:
“İnan bana… bu pompa (KUR’AN-I KERİM) ilk günkü gibi çalışıyor”.
Esen kalın güzel insanlar.






