Yorulduk üstadım! Öylece oturarak yorulduk!
Bir tutam şefkat aramaktan, vefa yoksulluğundan, insanları seyretmekten ve insanlığı gözlemekten yoruldum! Çok severek haddimizi aşıyoruz üstadım.
Ya yanlış zamanın insanlarıyız, Ya da insanlık için yanlış bir zamandayız... Diye tanımlamıştır zamanımızı merhum üstadımız Nuri Pakdil.
Evet bu çağ bize, bu içinde yaşadığımız zaman, çok ağır dostlar. Dışımıza bakıyoruz; sevgisizlik saygısızlık, vefasızlık, Zülüm, hıyanet, vurdum duymazlık, zevk safa almış başını gidiyor. Kimse kimseye bakmıyor. Düşene el uzatılmıyor. İnsanlık insanlığını unutmuş, her şeye maddiyat olarak bakıyor. Kimsenin gücü, kimseye yetmiyor.
Hiç kimse kimseyi tanımıyor. Öyle parçalandık ki sıkıntılarımızı şu satırlara yazmaya âr ediyorum. Dışımız böyle de ya içimiz; İçimizde, bencillik, riya, kibir, doyumsuzluk. Daha ne deyim ki dostlar. İç âlem düzelmeden, dış alem düzelmez. Önemli olan içimizi düzeltmek. İçimizde ki putları yıkmak. Sonra yıkılan putların yerine Allah’ı koymak emir ve yasaklarına dikkat etmek. İşte bu özellik ve güzellik kişiye erdemlilik özelliği kadar. İç alem güzel olunca, iç alemin güzelliği dış dünyamıza yansır.
İçimiz güzel olsaydı insanlık bu gün bu zulme ( filistinde ve diğer ülkelerde yapılan haksızlık kan, göz yaşı vb) ortak olmazdı. İnsanlar ayrı- gayrı olmazdı. Herkes özel ve güzel olurdu. Bebekler ikiye ayrılır, İngiltere de doğan bebek, Ortadoğuda ölen bebek, Birine dünya tutkun, Ötekine yeryüzü suskun... diye okumuştum bir yazısında Ara Güler’in. Nede güzel anlatmış. Mekânı cennet olsun. İç alemimiz saf olsa, testimiz olsa bu gün filistinde - Gazze’de ölen o çocuklara, kadınlara, yaşlılara karşı sessiz kalabilinir miydi. O bir avuç yahudinin zulmüne, taciz ve tecavüzüne dünya sessiz kalabilir miydi.
İnancının gereği kutsallarını savunan ana ve babaların ölen masum evlatları dış dünyada bu değersizleşebilir miydi? Kendi kanlarından , kendi inançlarından olsaydı bu yahudi ve hiristiyanlar böyle sessiz kalırlar mıydı. Filistin’e gitmek nasip oldu Allah’a hamdolsun. Gördüm oranın güzel insanlarını. Kudüs’ün dar sokaklarında gezerken bir el omzuma dokundu. Dedi Türk müsünüz? Dedim ; evet. Bembeyaz saçlı, kaşları Hilal gibi karayağız bir adam. Adam ama adam gibi bir adam. Yaşı 55-65 arasında. Öyle bir hasretle bakıyordu ki ; gözlerinden artık vakit gelsinde tutun bizim elimizden der gibi bakıyordu. Allah nasip ederse önümüzde ki hafta yazayım. Bu amca İle olan hatıramızı. Sözü fazla uzatmayalım.
Bölünmüş bir hatıra gibi kaldık ötelerde,
Onlar bize UZAK… Biz onlara HASRET!
Yazıma Hüseyin Atlansoy’un bir dizesiyle son vereceğim.
EVET FİLİSTİN
Bir gün büyüyeceksin
Çocuğum sen, sakın
Son taşı atma özenle sakla
Dikmek için
Zalimlerin mezarları başına
Esen kalın, güzel insanlar.






