Her gözyaşının ayrı bir anlamı vardı. Her damlanın hangi zamanda, hangi mekânda, hangi kişiyle paylaşıldığı önemliydi. Gözyaşları ne kadar çok şeye tercümanlık yapıyordu! Damladığı, süzüldüğü, aktığı veya kana dönüştüğü zaman, hep ayrı manaları vardı. Gözyaşları gizli duyguları açığa vuran mektuplar gibiydi. Diye yazmış bir yazısında İskender Pala.
Bu gün işte ; insanlık o gözyaşlarına şahitlik yapıyor. O gözyaşlarıki kendini bilen insanı boğuyor. O gözyaşlarıki ; insanlığa bir durum, bir anlam ifade ediyor. Her bir çocuğun gözyaşı, her bir annenin feryadı, her babanın çocuğunu saygıyla kucağına alıp sessizce gözyaşı akıtması ne anlama geliyordu. O Yaşlılar ki ; sesleri titrek, gözünde yaş kalmamış ve aslan gibi duruyor çaresizlerin karşısında. Daha bütün çareler bitmedi , imkanımız hala var der gibi. Çünkü imkansızı mümkün kılan “Allah var” diye haykırıyorlar. Bu haykırmalar, bu bir avuç azınlığa cesaret verirken, sayıda çok, imanda yok olan sahte müslümanlara ne güzel ders veriyor. Anlayana yada vicdanı daha tükenmemişlere. O gözyaşları ki; zalimlerin uykusunu bölecek, rahatından edecek. O gözyaşları ki; yeniden bir doğumun sancıları olacak. O gözyaşları ki kendisini unutan insanlığa, kendisini hatırlatacak. Çünkü İnsanlık İçin gözyaşı çok önemliydi. Bilhassa bizler için( müslümanlar ). Çünkü ; Rasûlullah (SAV) şöyle duâ ederdi; Allah'ım ağlamayan gözden, ürpermeyen kalpten, huşû duymayan gönülden,kabul edilmeyen duâdan, fayda vermeyen ilimden, dinlenilmeyen sözden, doymayan nefisten, Az da olsa yardım etmeyi sevmemekten Sana sığınırım. Evet ağlamak çorak toprağı sulamak, yeniden taptaze bir fidan gibi ümmeti ayağa kaldırmak demektir. Küsmüşüz dünyaya içimizde kırgın bir heves, aklımızda yorgun bir düş, masamızda yarım bardak bir çay, sustuklarımız kendimizden bile daha ağır...ağır ki ağır.
Demekki ağlayanla ağlamak, yada ağlayan İnsanın damarlarında taşıdığı o asil kanı taşımak. Ne kadar güzeldir. O asil kan; insanda asil bir duruşu meydana getirir. O asil duruş kişiye sağlam cümleler kurdurur. O sağlam cümleleri daha yaşı çocukluktan çıkmamış, çocuklardan duymak, imanın yüceliğinin bir iksiridir. Bu iksirde Sağlam cümleler dolaşır. Çünkü bu cümleler insanlığa çığır açtıracak. Zülmü bitirecek, insanlığın onura sahip olacak.
Bu gün Gazze’yi ancak yalnız yaşayanlar anlar. Çünkü İnsan ;
Yalnızlığı en çok Yanındaymış gibi duranlardan öğreniyor. O boş kalabalıklar , o ruhsuz insanlık ; yalnız kişide bir karakter oluşmasını sağlıyor. Ülkelerde aynı böyledir. Çünkü yalnızlar ülkesi olan Gazze’de bunu çok rahat görüyoruz. insanlarının röportajlarını dinlediğinizde o insanların doğru yolda olduklarını görürsünüz. Boş kalabalıktan artık bir beklenti içerisinde değiller. Çünkü O sahte kalabalıkları tanıdılar artık. Artık anladılar onlar , kendi göbeklerini kendilerinin kesmesi gerektiğini. Çünkü her şeylerini kaybetselerde o imanlı duruşlarını bozmamışlar. Ve hepsi ağızlarını sanki bir etmişler “ Allah bize yeter “ diyorlar. Çünkü o yalnızlık o azınlık insanlarda bir karakter oluşturmuş. Ve dünya bu karakter sahibi insanların durumundan etkilenerek müslüman oluyorlar. Çünkü o duruşu o yalnızlara “ islam” öğretiyordu. O azınlıktaki insanlar biliyorlar ki; İnsanlar; Allah karşısında hesap vereceklerini yüreklerine nakşetmedikçe , bu dünya hayatına yönelik doğru davranışlar sergileyemezler.
Neyse dostlar bu sefer sözü fazla yormaya , uzatmaya gerek yok. Yazıma Cahit Irgat’a ait “Bu Şehrin Çocukları” isimli şiiriyle son vereyim.
“Bu şehrin mahzenleri
İrin kokar, kan kokar.
Şehrin mahzenlerinde,
Cinayet var, ölüm var.
Anne girmem bu oyuncak dükkanına
Orda toplar, tayyareler, tanklar var.
Orda toplar, tayyareler, tanklar var.
Seviyorum soğut dalı atımı
Tekme atmaz, ısırmaz.
Ben yaşamak istiyorum,
Bir ağac gibi,
Serile serpile, boylu boyumca.
Karınca kararınca değil ama.
Tekme atmaz, ısırmaz.
Ben yaşamak istiyorum,
Bir ağac gibi,
Serile serpile, boylu boyumca.
Karınca kararınca değil ama.
Anne girmem bu oyuncak dükkanına
Orda toplar, tayyareler, tanklar var.”
Orda toplar, tayyareler, tanklar var.”
Esen kalın güzel insanlar.






