Yusuf göl,ben göle görüntüsü düşen mehtabın ardındayım.Yusuf ayna, ben aynaya yansıyan ışığın tayfındayım.
Yusuf sûret, ben sûretten
içre aslolanın sevdasındayım.
Nakşı görüp de nakkaşa nasıl kayıtsız kalayım?
Varlığım ve mahiyetim, nasibim ve görevim O’ndan ve O’nun içinse, O’ndan gelen ışığa gözlerimi nasıl kapayım… demiş bir yazısında Nazan Bekiroğlu.
Her görünenin bir Zahir yüzü vardır , birde batın yüzü. Önemli olan Zahire bakıp batını görmektir. Ne hoş bir zaman diliminden geçiyoruz. İnsanlığın bir kısmı nimet içerisinde yüzerken bir kısmı şu zamanda açlıktan ölüyor.
Ümmetin bir kısmını evlatlarını , avratlarını ( eşlerini )yakınlarını yada komşularını İsmail gibi kurban ederken, diğer kısmı seyreder oldu o masumları o mazlumları.
Bir türlü anlamış değilim ümmetin bu sessizliğini. Harama helale dikkat etmeden kursaktan geçen her gıda, nasılda sessizleştirdi bu koskoca insan yığınlarını. Haramla beslenen beden nasıl idrak etsin iyiyle kötüyü. Helal İle haramı. Pis ile temizi. Allah aşkına bir bakın şu koskoca insan yığınlarına.
Ben ise Sessizliğin hasretine sesleniyorum,
İçine gömülmek istenilen bir yer.
Hayattan kaçış, ölümün karanlığı gibi,
Her adımda tatlı ilham perilerinin buyurgan sesi,
Herkesi büyüleyen bir cazibe.
Sessizlik beni sarıp sarmalıyor, koruyor,
Yalnızlığımı dolduruyor.
Rüzgarın dalgalarında yol alacağım,
Uzaklara kaçmak için.
Yalnız kalmak, melankolik anıların sessiz gürültüsüdür,
Dikenli bir taç gibi,
Yüreğimin üzerine metanet yapıyor,
Çünkü, Acı çığlıklar zihnimde yankılanıyor.
Yumuşak sessizlik,
Düşüncelerimin nektarı, zihnimin yansıması.
En gizli kaçış hayallerinin ilham kaynağı. Ne güzel bir duygu ne güzel bir ikram yalnızlık; Allah’ın sevdiği kullara.
Evet yalnızlık ; İbrahim’i bir duruş. Yusuf gibi; çakalların neler yaptığını neler yapacağını seyre dalmak.
Ey Kudüs!
Ey Gazze!
Ey Rafah!
Ey masumlar!
Ey mazlumlar!
Ey mağdurlar!
Ey garipler!
Ey yalnızlar!
………………!
Sizlerin günahı Yusuf gibi ; güzel olmak mıydı? Ve dünya sizlere Yusuf’un kardeşlerininin Yusuf’a yaptıkları gibi sizlerede mi ihanet etti? Nedir bu sessizlik Çığlık? Bir türlü anlamış değilim.
Çok özel zaman dilimlerini idrak ettik. Kurban bayramı gibi, hacc ayları gibi güzel zamanların içinden geçiyoruz.
Önceden Kurban Bayramının anlamını anlamamıştım. Sonra bu yazıya rastladım, kim yazdı bilmiyorum: "Her birimiz İbrahim'iz. İbrahim'in 'İsmail'i vardı! ' İsmail'iniz hazineniz olabilir. İsmail'in makamın olabilir. İsmailin unvanın olabilir. İsmail'in egon olabilir. İsmail'in bu dünyada sevdiğin ve sürdürdüğün bir şeydir. Allah İbrahim'e İsmail'i öldürmesini emretmedi. İbrahim'den sadece İsmail'e olan 'sahiplik' duygusunu öldürmesini istedi çünkü aslında her şey Allah'ındır. "Adha Bayramı iman ve samimiyetle ilgilidir, gerçekten zor olan iki şey. Eskiden sıradan olan pek çok şey şimdi 'süslü' hissediyor. ' Hissettiğimiz çok şey hayatımızın bir parçası olmuş ama meğer bırakmak zorunda kalmışız.
Ne diyeyim son sözü şair söylesin
“Söylesene Vera, Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir.? Öfkemiz taş doğursun Vera Taş doğursun.. Yüreklerimizi söksün yerinden.. Bak her tarafta elleri sapanlı Ebabiller.. Ebrehe’nin tanklarına kan kusturur.. Şimdi firavun’u boğan kızıldeniz’i ağlama duvarının önünde görüyoruk .Bak zulüm, çin seddini aştı. Aaaah Sevdiğim..! İçimizdeki Musalardan ne haber vardır..? İbrahimlerden.. Yusuflardan… Yoksa Musa’yı Kızıldenizde yalnız mı bıraktık..? Kendi ellerimizle mi verdik İbrahim’i nemrutlara.. Şimdi hangi kuyudan gelmede Yusuf’un sesi.. Unutma Vera’m..! Filistinde doğan her çocuk, ilkin annelerinin göğsüne; sonra yerdeki taşlara uzanırlar.. Neredesin..! Ey İsmail’in boğazındaki merhamet..! Üzerimizdeki bu acıyı kaldır..! Ya ebabilleri gönder, ya bizi de oraya aldır..! Her taraftan bana yönelir seni arayan sesim.. Vera benim… Vera benim”. Numan Arıman.
Esen kalın güzel insanlar.







