Kıymetli dostlarım;
Hiç düşündünüz mü, insanoğluna sunulan bu kâinattaki varlıkların; şeksiz, şüphesiz önce Allah’a, sonra da yaratılış gayelerine olan teslimiyetini?
Hiçbir ağacın, meyvesine uzanan insana “Sen benim meyvemden yiyemezsin.” dediğini duydunuz mu?
Hiçbir meyve, “Ben bu ağaçtan ayrılmam.” diye direnir mi?
Son nefesini vermekte olan bir kedi, “Beni bu âlemden alıp götüremezsiniz.” diye isyan eder mi?
Toprak hiç, “Benim üzerime basamazsınız.” diye bağırıp çağırır mı?
Elimizdeki varlıkların, evimizdeki eşyaların; “Ben bu insana itaat etmeyeceğim, onun dediklerini yerine getirmeyeceğim.” diye itiraz ettiğini hiç duydunuz mu?
Ey insanoğlu, ne oluyor sana?
Kâinattaki bu düzene karşı neden isyan eder oldun? İşlerin istediğin gibi gitmediğinde neden direnirsin?
Bir tek sen direnirsin.
Bir tek sen isyan edersin.
Bir tek sen tevekkül etmekte zorlanırsın.
Nehrin tersine yüzmeye çalışır, burnunun dikine gitmekte ısrar edersin.
Sen ne menem bir şeysin?
Oysa zamanı geldiğinde çekip gideceksin.
Zamanı geldiğinde direnemeyeceksin.
Bazen ileri gidecek, bazen geri döneceksin.
Bazen yükselecek, bazen derinlere düşeceksin.
Günü geldiğinde yaprak olup savrulacak, odun olup kavrulacak, çiçek olup yeniden açacaksın.
Kâinatın zikrine direnmeden eşlik ettiğinde, varlığın sonsuz güzelliğine tanıklık edeceksin.
İşte o zaman kim olduğunu anlayacaksın.
Biz neysek, dünya da odur.
Eğer açgözlü, kıskanç ve hırslıysak; toplum da açgözlü, kıskanç ve hırslı olacaktır. Sefaleti, kavgayı ve savaşları meydana getiren de budur.
Biz neysek, devlet de odur.
Eğer düzen ve barış istiyorsak; işe toplumdan ya da devletten önce kendimizden başlamalıyız.
Kendimizden başlayalım ki gidişatımız değişsin.
Gidişatımız değişsin ki insanlık, unuttuğu değerini ve değerlerini yeniden hatırlasın.
Şunu unutma ey insanoğlu:
Karanlık, karanlığı ortadan kaldıramaz. Bunu ancak aydınlık yapabilir.
Ne mutlu, işe kendinden başlayıp çevresini ve toplumu aydınlatan bilge insanlara.
Esen kalın güzel insanlar.






