Mübarek üç ayların ikincisi olan şaban ayınında sonlarına yaklaştık. Allah nasip ederse önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlan akşam ramazan ayına girmiş olacağız. Sonra aynı akşamın gecesinde ilk teravih namazını kılacağız.
Ne güzel günler. Birine bin ikram edilen günler. Boşa geçmiş, heba edilmiş zamanlara inat her anı ayrı güzellik taşıyan zaman dilimleri. Ta ramazan ayı girmeden insanlığın önderinin ağzında bir dua dökülüyor. “Allah’ım; Recep ve şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi ramazana kavuştur”. Sanki iki sevgili varda birisi iç çekerek yalvarıyor. Hedefim ramazan. Ramazana kavuşmak. Ramazanla buluşmak. Hasret gidermek. Dirilmek. İlmek ilmek ramazan ayını içe çekmek. Gecesi ayrı güzel. Gündüzü ayrı güzel bu güzel ayda bir olmak.
Allah; bu ayın içine bir “inci” gizlemiş. Bulana yıl içinde bir ömür bahşetmiş. İlahi sen ne büyüksün, hikmetinden sual olunmaz. Ne muazzam bir gece. Bir ömür bahşedilir. Hem hal olana.
Daha ramazan ayı girmeden müslüman bu aya kendini hazırlar. Recep ve şaban ayları Ekim aylarıdır. Ramazan ayı ise ektiğini hasat etme ayıdır. Her insan bir çiftçidir. Ekip biçip sonrada ilahi huzura kavuşmak.
Gönlü güzel iki insanı, burada hatırlamamak olmaz. “Burası dünya, ne çok kıymetlendirdik oysa bir tarla idi ekip biçip gidecektik” diyen Cahit Zarifoğlu ve “Şimdi ölüm yoktur, ölümsüzlük var.” diyen Abdurrahim Karakoç bizlere ne güzel ifade etmişler durumlarımızı.
Birisi habersiz geçen bir ömre iç geçirirken diğeri gözlerimizi ufka diktiriyor düşün ey insan ölürken ölümsüzlüğü yakalamamız gerektiğine dikkatimizi çekiyor.
Bu ölümsüzlük iksirinin kaynağı bu mübarek aydadır. Yolunu kaybeden yolsuza “el” bu aydan ulaşır. Hayat nedir? Sorusunun cevabı bu ayda gizlidir. Ölmeden ölümsüzlüğü bizlere bu kutlu “ay” tattırır. Çorak gönüllere Nisan yağmuru bu özel ayda yağar. İnsanlığını kaybeden insanlara bu aydan kurtarıcı bir “el” uzanır. O el ki Kur’ân-nın eli.
Haykırarak derim ki ; sultanım; kokusunu alıyorum seherde Kur’anın. Bu ay nasılda bir kutlu “ay” imiş. Yüzümde tatlı bir tebessüm oluşur. Sanki iki sevgili birbirine kavuşmuş gibi. O an sağa sola koşturup herkese gelin, bahardan sizde nasiplerinizi alın diye haykırasım var. Sesleri çok etkisi olmayan kalabalıklara.
İçim içime sığmıyor sultanım. İçim içime sığmıyor. Ey aşıkların sultanı içim içime sığmıyor. Tıpkı Bilal gibi bekliyorum seni hürriyetime kavuşayım diye. Ömer gibi bekliyorum merhametsiz gönlüme bir ruh üflesin diye. Mekke’nin küçük kızları gibi bekliyorum artık ne olduğunu anlamadan en sevdiği babası tarafından öldürülen.
Üstad Sezai karakoça aynen katılıyorum tüm kalbim ile Sezai Karakoç gibi sana sesleniyorum ey sevgili.
“Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili”.
Kur’ân ile tanışmak, Kur’ân-ı hayatımıza taşımak, yaşayan Kur’ân olmak dileğiyle şimdiden ramazan ayımız ve Kur’ân-ımız mübarek olsun.






