Evet, hepimizin yakından bildiği bir konu var, torpil. Her yerde bütün sınavlardan, tecrübelerden, bilgilerden daha önde daha kıymetli. Bir kuruma atanmak içinde, özel sektörde bir işe girmek içinde aranan en birinci nitelik “Torpil”.
Torpilin kelime anlamı, “kayıran, arka çıkan kimse” olarak açıklanıyor. Günümüzde isim değişikliğine gidilerek referans olarak lanse edilse de değişen bir tek söylenişi. İçeriği aynı. Torpil, ay pardon referans maalesef ülkemizde oldukça geçerli. İster ODTÜ mezunu olun ister İTÜ bu mezuniyetler sağlam bir torpil karşısında adeta bir hiç. İyi bir referansınız varsa ve okuryazarsanız isteyip de elde edemeyeceğiniz bir iş yok.
Mezun olduktan sona benimde çevremde birçok arkadaşım torpille işe girdi. Birçoğu hak etmedikleri kurumlarda, hak etmedikleri koltukların sahibi oldu. Oysa o koltuğun gerçek sahipleri gecelerini, gündüze katıp çalışarak emek vererek sınavlara girdi. Ama birkaç istisna dışında sonuçları hep hüsran, hayal kırıklığı gözyaşı oldu. Hayalini kurup okudukları meslekten ekmek yiyemediler.
Çünkü birileri hiç emek vermeden onların hayallerine oturdu. Kursağında bırakıldı hayalleri, ne kadar başarılı olsalar da hep daha fazlası istenildi. Bir de üstüne çevre baskısı yediler. “Falancanın kızı-oğlu hemen atandı, falanca şirkette işe girdi, yönetici oldu. Sen hala sınava çalışıyorsun, hala iş arıyorsun” sözleriyle yaralandı, yaralanmaya devam ediyor. Bu insanların gelemediği yerlere gelen iş bilmezler, bilmedikleri işleri yapamadıklarından sorunlar çıktı. Ama kuvvetli kayırıcıları tarafından tabi ki hemen korundu, gözetildi. Ay sonu aldıkları maaşlar helal rızık sayıldı. Bu kişiler kul hakkından, adaletten dem vurdu. Oysa benim nezlimde yedikleri içtikleri hep kul hakkı.
Ve hatta, referans olayı ne yazık ki sıradan bir prosedür halini aldı. İnsanlar bunu doğal bir durummuş gibi kabul etti. Bir işe başvururken, "buldun mu torpil?", "Sınavlar falan hikâye, tanıdık birisi olmazsa zor o is." diyerek kalan bir gramlık umutlarda tüketildi. Girilen ve olumsuzlukla sonuçlanan sınavlar, mülakatlar yetmiyormuş gibi sürekli "inşallah olur, hadi hayırlısı" gibi verilen temenniler işin tuzu biberi oldu. Sizinle ayni eğitimi almış, birlikte okuduğunuz, sizden tek farkı yüksek mevkideki birilerini tanımaları olan insanların birer ikişer ise girdiğini gördükçe de daha zorlandığınız bir süreç…
Ben bu yazımı yazarken biliyorum ki milyonlar yetenekli ve zeki genç aynı kaderi yaşıyor. Strese giriyor, bir hayat düzeni kuramıyor. Hak etmedikleri iş yerlerinde hiç hak etmedikleri maaşlara ömrünü çürütüyor. Ama maalesef öyle bir düzen kurulmuş ki böyle gelmiş böyle giderden ileri bir cümle kuramıyorum. Yazarken benim boğazımda düğümleniyor. Öyle kurumlarda öyle yeteneksiz insanlar görüyorum ki referansı var mı yok mu tahmin etmek çok zor olmuyor.
Fakat hayatını referanssız idame ettiren, ettirmeye çalışan tüm arkadaşlarım, tanıdığım tanımadığım herkes, size sesleniyorum. Doğru olan sizlerin yaptığı. Hakkıyla elde edilmiş en kötü iş, en iyi referansla elde edilmiş işten kat be kat üstündür. Evet, haklısınız çok yoruldunuz, ama cebinize giren her kuruş alnınızın akı helal kuruş. Kimsenin referansının gölgesine sığınmadınız. Asıl güçlü olan sizlersiniz. Lütfen hayatınıza devam ederken kendinizi suçlamayın, siz doğruyu en doğruyu yapıyorsunuz. Yanlış olan birilerinin torpiliyle bir yerlere kapak atıp aldığı maaşla size hava atanlardır. Aklı olmayanın torpili olsa ne olur? Yaşamını başkasının nüfuzu ile idam eder ve bunu kendi başarısıymış gibi lanse eder, aslında hep siz olmak ister ama olamaz. Ne demişler, "Sen doğru dur, eğri belasını bulur."






