Reklam
Reklam
Ali İhsan Coşkun

Ali İhsan Coşkun


Katil kim?

07 Haziran 2021 - 09:25 - Güncelleme: 07 Haziran 2021 - 09:26

Son zamanlarda hemen hemen her yerde duyduğumuz ve denize baktığımızda rahatlıkla görebildiğimiz bir bela var başımızda: müsilaj. Peki bu müsilaj yani deniz salyası nedir, neden kaynaklanmaktadır, bugün sizlere biraz bundan bahsedeceğim. Bahsedeceğim ki çevreyi görmezden gelmenin bize dönüşleri ne kadar büyük etkiler yaratmakta hep beraber fark edelim.

Müsilaj, fitoplankton olarak bilinen çok küçük boyutlardaki canlılar tarafından oluşturulan bir çeşit yapışkan salgıdır. Bu salgı normal bir doğa olayı olup her yıl belli dönemlerde denizlerde kısa süreli görülüp kaybolmaktadır. Ancak bu sene hem olması gerekenden daha uzun sürede hem de daha fazla miktarda oluştu ve hepimizin dikkatini çekti.

Müsilaj oluşumunun en önemli sebebi su içerisinde bulunan çözünmüş oksijen miktarının azalmasına bağlı fitoplankton artışıdır. Çözünmüş oksijen miktarının azalmasının sebeplerinin başında ise denizlerdeki kirliliğin artması gelmektedir. Bunun yanı sıra küresel ısınma ve iklim krizlerine bağlı olarak deniz suyu sıcaklıklarının 2-3 santigrat derece yükselmesi, denizlerdeki tuz oranının değişmesi, su akıntısının ve sirkülasyonun azalması çözünmüş oksijen miktarının azalmasının ve fitoplankton patlamasının sebepleri arasındadır. Dönüp baktığımız zaman müsilaj oluşumunun sebebi doğanın dengesini bozmaktan çok keyif alan bizleriz. Yani katil biziz! Geçen hafta “Dünya Çevre Günü” hasebiyle yazdığım yazıda da belirtmiştim, doğaya olan saygımızı kaybettikçe, doğa bizlere olan hıncını çok ağır bedeller ödeterek çıkaracak.

Son yıllarda yaygınlaşan derin deniz deşarjları başta olmak üzere “deniz nasılsa kaybeder” mantığı ile sularımıza bıraktığımız her türlü atık doğal ekosistemin düzenini bozmakta. Bu bozuk ekosistem bir süre sonra müsilaj gibi, küresel ısınma gibi, mevsim değişiklikleri gibi bölgesel veya dünya çapında tepkilerle bize risk altında olduğunu hatırlatıyor ancak biz bu çığlıkları duymakta çok geç kalıyoruz. Duyduğumuz zaman ise iş işten geçmiş oluyor.

Bizde önlem almak kavramı maalesef hep göz ardı edilmektedir. Bir çözüm üretmek için önce bir sorun çıkması beklenir. Bazı olaylarda öngörülü davranmak çok zordur ancak söz konusu doğa ise birçok şey kolaylıkla tahmin edilebilir. Yıllarca pisliğimizi denizlere bırakırken hiç mi kimsenin aklına denizlerin bu kirlilik yükünü kaldıramayacağı gelmedi? Bir şeylere göz yummak bu kadar kolay mı oldu? Şimdi de müsilaj sorununun çözümü için çalıştaylar düzenleniyor, kararlar alınıyor, milyonlarca liralık ödenekler harcanıyor. Peki doğa ile mücadeleyi bu şekilde kazanmamız ne kadar mümkün?  Doğaya karşı gelmek değil doğa ile işbirliği yapmamız gerek.

Haliç yıllar boyunca İstanbul’un çöplüğü olarak kullanıldı. Akabinde bunun doğru bir davranış olmadığının farkına varıldı ve dönemin belediye başkanı Bedrettin Dalan’ın başlattığı çalışmalarla Haliç temizletilmeye başlandı. Ancak günümüzde geldiğimiz noktada Haliç’te denenen ve başarısız olan denizin her şeyi kaybedeceği düşüncesi tüm denizlerimizde neden yapılmaya devam ediyor? Belki çöp kamyonları ile atıklarımızı toplayıp denizlere dökmüyoruz ama atıklarımızı bir şekilde döndürüp dolaştırıp denizlere bırakıyoruz.

Sözün özü doğa ile savaşmak mağlup olacağımız bir kavgaya girmekten farksızdır. Şu an fark edemediğimiz ama yakın gelecekte karşımıza çıkacak daha ne gibi sonuçlar bizleri bekliyor bunu kestiremiyor ancak gerçekleşeceğini biliyoruz. Gezegenimize sahip çıkmalıyız. Ülkemize sahip çıkmalıyız. Denizlerimize göllerimize sahip çıkmalıyız. İstanbul’u ortadan ikiye bölerek yeni bir “kanal” yapmak, Salda Gölü’ne iş makineleri ile girmek, ormanlarımızı yakarak, yıkarak imara açmak sadece doğa ile yaptığımız bu savaşta yine kaybedeceğimiz farklı cepheleri oluşturmaktan farksızdır. Geleceğimiz betonda değil geleceğimiz yeşildedir, ancak bu yeşil “dolar yeşili” değil ağaç yeşilidir!

Bu hafta da yazımı yine bir Kızılderili tarafından söylenmiş bir söz ile sonlandırmak istiyorum. Duwamish ve Suquamish kabilelerinin lideri Şef Seattle’ın sözleri şu şekildedir: Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda ve son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • OKTAY SARI
    2 hafta önce
    Çok güzel konuya değinmişsiniz ellerinize sağlık, doğa düşmanı para gözleri kirlenmiş bu denizlere atarak yüzmelerini istemeliyiz belki o zaman uyanırlar, rant için beton atmaktan hoşlananların uyanın doğa eninde sonunda cezasını veriyor bu gün olduğu gibi.selam ve sevgiler